Bakara Suresi Medine döneminde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in en uzun sûresi olup 286 âyettir. Adını, 67-73. âyetlerde yer alan “bakara (sığır)” kelimesinden alır.


أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىَ يُحْيِي هََذِهِ اللّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللّهُ مِئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى العِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿٢٥٩﴾


Ayet Transkripsiyonu ve Sade Meali

ev ke ellezî merra alâ karyetin ve hiye hâviyetun alâ urûşi-hâ kâle ennâ yuhyî hâzihi allâhu ba'de mevti-hâ fe emâte-hu allâhu miete âmin summe bease-hu kâle kem lebiste kâle lebistu yevmen ev ba'da yevmin kâle bel lebiste miete âmin fenzur (fe unzur) ilâ taâmi-ke ve şerâbi-ke lem yetesenneh venzur (ve unzur) ilâ hımâri-ke ve li nec'ale-ke âyeten li en nâsi ve unzur ilâ el izâmi keyfe nunşizu-hâ summe neksû-hâ lahmen fe lemmâ tebeyyene lehu kâle a'lemu enne allâhe alâ kulli şey'in kadîrun
söz öbeklerinin üzerine farenizi sürükleyerek çevirilerini görebilirsiniz. Çevirileri tablo halinde görmek için buraya tıklayın
Kelime Türkçe karşılığı
ev veya
ke ellezî o kimse gibi
merra uğradı
alâ karyetin bir karyeye, beldeye, kasaba
ve hiye ve o
hâviyetun yıkık, çökmüş, harabe halinde
alâ urûşi-hâ çatıları üzerine
kâle dedi
ennâ nasıl
yuhyî diriltecek, diriltir
hâzihi bu
allâhu Allah
ba'de sonra
mevti-hâ onun ölümü
fe emâte-hu allâhu bunun üzerine Allah onu öldürdü
miete âmin yüz yıl, yüz sene
summe sonra
bease-hu onu diriltti
kâle dedi
kem kaç, nice, ne kadar
lebiste kaldın
kâle dedi
lebistu kaldım
yevmen bir gün
ev veya
ba'da yevmin günün bir kısmı
kâle bel hayır dedi
lebiste kaldın
miete âmin yüz yıl, yüz sene
fenzur (fe unzur) o zaman, hemen, haydi bak
ilâ taâmi-ke yemeğine
ve şerâbi-ke ve içeceğin
lem yetesenneh bozulmadı, kokuşmadı
venzur (ve unzur) ve bak
ilâ hımâri-ke merkebine
ve li nec'ale-ke ve seni kılmamız için
âyeten bir âyet, bir mucize, ibret, belge
li en nâsi insanlara
ve unzur ve bak
ilâ el izâmi kemiklere
keyfe nasıl
nunşizu-hâ onu inşa ediyoruz, birleştiriyoruz
summe neksû-hâ sonra onu giydiriyoruz
lahmen et
fe lemmâ artık, böylece, olunca
tebeyyene lehu ona
kâle dedi
a'lemu ben biliyorum
enne allâhe Allah'ın ..... olduğu
alâ kulli şey'in herşeye
kadîrun kaadir, kudret sahibi

Veya çatıları üzerine çökmüş (altı üstüne gelmiş) bir karyeye uğrayan kimsenin, “Allah bunu (bu kasabayı) ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demesi gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah): “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyecek ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara bir âyet (canlı bir ibret) kılmamız içindir. Ve kemiklere bak. Onları nasıl inşa ediyoruz (kemikleri birleştirerek iskeleti kuruyoruz) sonra ona et giydiriyoruz.“ Böylece (merkep dirilip, eski haline gelince ve herşey) ona açıkça belli olunca: “Allah’ın, herşeye kaadir olduğunu biliyorum.” dedi.

Bakara Suresi 259. Ayeti Ali Fikri Yavuz Meali

Yahud o kimseden haber almadın mı ki, binaların çatıları çökmüş, duvarları üstüne yığılmış tenha bir kasabaya uğrayarak şöyle demişti; “Bunu, bu ölümden sonra Allah nerden diriltecek?” bunun üzerine Allah o kimseyi yüz sene öldürdü (ölü bıraktı) sonra diriltti. Allah (kendisine melek vasıtasıyla); “- Ne kadar eğlendin kaldın?” diye sordu. O da;”- Bir gün yahud bir günden az kaldım” dedi. Allah ona; “- Hayır, yüz yıl ölü kaldın. Öyle iken bak yiyeceğine içeceğine henüz bozulmamış; hele merkebine bak! (nasıl çürümüş ve kemikleri kalmıştır.) Bunu yapmamız, seni insanlara ibret nişanesi kılmamız için ve kendin de bilesin diyedir. Merkebinin kemiklerine bak ki, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz; sonra onlara nasıl et giydiriyoruz” buyurdu. O merkep dirilip eski haline geldiği ve her şey kendisine açıkça belli olduğu zaman, adam şöyle dedi: “- Artık biliyorum ki, Allah hakikaten her şey’e kadirdir.”

Ali Fikri Yavuz